Archive for the Category ◊ SAFRANBOLU YÖRÜK KÖYÜ ◊

Author: admin
• Pazartesi, Ocak 12th, 2009

YÖRÜK KÖYÜ VE ÖĞRETMEN Ali RIZA BAYKAL
Safranbolu’nun yurt içinde ve dışında tanınmasında büyük bir
etken olan, 1970’li yıllardaki “Safranbolu Mimarlık Değerleri ve Folkloru Haftaları”
sırasında, Karabük’te Teknik Resim Öğretmeni Yörük’lü Ali Rıza BAYKAL’ın büyük
katkıları olmuştur. Bu katkı, hem köyünün tanıtılması açısından ve hem de o Hafta’lar
sırasında sahnelenen folklor gösterilerini düzenlemiş olması yönündendir.
Bir dergide Ali Rıza BAYKAL , “Bir Yörüklü: Ali Rıza BAYKAL” başlığı altında ve
fotografına da yer verilerek, “
Ali Rıza Bey köyün önde gelen ailelerinden Kaymakçıoğulları’na mensup. O da çoğu gibi mavi gözlü. şimdi köyün ortasında caminin karşısında 1979’da emekli
olduğu zaman Kaymakçıoğlu Konağı’nın arka bölümünün oturulmaz halde olmasından dolayı yaptığı betonarme evde oturuyor ” denilerek tanıtılmaktadır.
Yörüklü Sayın Ali Rıza BAYKAL, hem öğretmen, hem folklorcu ve hem de Yörük Köyü’nün sevdalısıdır. Aynı zamanda
gözlemlerini şiir diliyle anlatacak kadar duygusaldır. 1979’dan sonra betonarme bir
evde oturduğu öğrenilse de, Sayın BAYKAL’ın, 22 Haziran 1976’da yazdığı ve 06 /12
Ağustos 1976’da yapılan “2. Safranbolu Mimarlık Değerleri ve Folkloru Haftası”nda

.
YAŞADIĞIM EV
Atamdan kalan evimizin
İki kanatlı avlu kapısı açılır
Taşlı yoldan hayli gidince
Evin tek kanatlı kapısına varılır
Tahta merdivenlerden çıkılır
Salon denilen çardak’a
Gözler ambar ve parmaklığa takılır
Kavuşursun bol hava ve ışığa
Evimiz iki katlı ve ahşaptır
Alt katı sadece hayvanlarındır
Birinci katta bir oda ve hela var
Abdeshane çardağın sonundadır
Odaya girince kimse görünmez
Kapı arkası tahta paravandır
Ocağın içi geniş , ateş hiç sönmez
Ocağın kenarı ve üstü, el işi oymadır
Oda tavanı basık ve kışlıktır
Giriş yerinin üstü musandere
Altındakiler odun, sahan ve kaşıktır
Ekmek için de ayrı bir tencere
Odanın bir cephesi yüklüktür
İçinde saklanan yorgan ve döşektir
Yüklük altı da kapakla bölüktür
Burada yıkanmak, bilsen ne zevktir
Oda duvarının üst kenarı sergendir
Kitap, kutu ve meyveler sergilenir
Tavandaki asılan, ağaç çengellerdir
Kışlık erzak burada fareden gizlenir
Köşeden ufak bir kapı açılır
Karanlık ve loş odaya
Mağaza veya kiler diye anılır
Yarar erzakları saklamaya
Odalarda gömme dolap boldur
İçinde her çeşit eşya ve yemek saklanır
Her dolabın kilidi yoktur
Çövürgeci olanları ister çevirmek
Oda duvarındaki girinti mumluktur
Körgaz, lamba ve mum için
Ocağın şavkı çok yoktur
Odayı biraz ışıtmak için
Üst kat biraz daha yenice
İşlemeli oda pencereleri örtüktür
Herkes gösterir Kaymakcıgil deyince
Yapılışı da bin sekiz yüz on dörttür
Odanın iki kenarı ot sedirdir
Üstünde kadifeden örtüsü var
Yanlıkların üstü işlemelidir
Buradan rahat, oturacak neresi var
Yemekte tahta sofra kurulur
Yufka, maşraba ve tahta kaşık
Sofra başında diz üstü oturulur
Sonunda yıkanır, kül suyu ile bulaşık
Evin alt katı hayvanların damıdır
Ot ve saman konulan yer ahırdır
İnek yavrusunun saklandığı yer
Ayrı bölmeli, buzağının yuvağıdır
Hayvanların gübresi olur kemre
Fazlası dam tömeğinden atılır
Baharda yazı’daki sebzelere
Getirilip evlek evlek saçılır
Kış hazırlığı olur her evde
Başta gelen un, saman ve odundur
Odun gorafı dolar bütün çevrede
Fırın ekmeğinin adı somundur
Çeşmeden su taşınır güğüm ile
Bakraç, upruk ve testi ile
Yemekler sahın, tas ve karavanadadır
Çorbadan gayrısı yenir susak ile
Hem cins ve akranlar bir arada
Akşam olunca oyun ve sıralar
Geçmiş günler ki, rüyalarımda
Anarım en büyük hatıralar
Ali Rıza BAYKAL

Author: admin
• Pazar, Ocak 11th, 2009

YÖRÜK KÖYÜ’NÜN FARKI
Safranbolu’yu Türkiye’deki tarihsel kentlerden ayıran en önemli
ve aynı zamanda en değerli nitelik, Safranbolu’da Türk sivil mimarlık örneği bini aşkın
evin özelliklerini koruyarak mahalleler halinde sokaklar boyunca bir arada olmasıdır;
böyle bir örneğe, başka tarihsel kentlerde rastlamak olanağı bulunmayışıdır.
Ancak, “görünen köy, kılavuz istemez, güne balçıkla sıvanmaz”
şunu da itiraf etmek gerekir ki, Safranbolu’da eski evlerin büyük bir bölümünün
satılarak sahip değiştirmesinden kaynaklanan, çatısı ya da penceresi bozulmu veya
ahşap yerine, başka malzemeyle onarılmış evlere, az da olsa rastlanılır.
Yörük Köyü’nde evlerin satılarak el değiştirmesi gibi olgulara
rastlanılmaz; bu da Yörük köyü’nün, Safranbolu’yu bile geride bırakan, çok değerli bir
özelliğini oluşturur. Bunda köyün göç almaması; aksine, halkının çok büyük
bölümünün, yani o görkemli Yörük evlerine bugün miras yoluyla malik olanların
tamamına yakınının, İstanbul’da yerleşik olmalarının payı büyüktür.
Yörük evlerinin, Safranbolu evleri gibi satış yoluyla el
değiştirmeksizin, miras yoluyla aynı ailenin bireylerinin elinde kalmış bulunması çok
önemlidir. Yılda bir gün de olsa, her yıl Ağustos sonunda “Yörük günü” nedeniyle
köylerine gelen mirasçıların, eğitim ve kültürel nitelikler açısından, oransal olarak
Safranbolululara fark atacak kadar önde bulunmaları; Yörük’te kurdukları vakfın, her
yönden yanında ve yardımında olmaları da, övgü ve takdirle karşılanan olgulardır.
Yörüklülerin hem vakıflarına ve hem de birbirlerine sıkı sıkıya
bağlı, dayanışma içersinde olmaları da, Yörük’teki kültürel değerlerin yaşatılması
yolunda çok önemli bir kazanım sağlamakta ve Safranbolulular da “bizim vakıf niye
öyle değil” diye hayıflanmaktadır.
Yörük köyü de Safranbolu ile birlikte turizm firmalarının ilgi alanına girmiş bulunmaktadır. Toplu ya da bireysel olarak Safranbolu’ya gelenlerin
Yörük köyü’nü de görmek istemeleri ve hatta yemek molaları için Yörük köyü’nü
seçmeleri büyük önem taşımaktadır.
Sayın istemihan TALAY’ın Kültür Bakanlığı sırasında, Osmanlı
İmparatorluğu’nun 700.kurulu yılı dolayısıyla Kültür Bakanlığı’nın da katkılarıyla
Doç.Dr.Can Mehmet HERSEK’in editörlüğünde, Yörük Vakfı’nca hazırlanan ve 2000
yılında basılan “Safranbolu Yörük Köyü Geleneksel YaŞam Biçimi ve Evleri” adlı kitap ile Yörüklü yargıç Tuncay KARA’nın, “Safranbolu Yörük Köyü Köyümüzde
Geleneksel YaŞam Örf ve Adetlerimiz” adıyla 2005 ‘te basılan kitabı, Yörük Köyü’nün
tanıtımında çok yararlı yapıtları oluşturmaktadır. Yörük köyü sadece evleriyle değil, aynı zamanda folklorik değerleri açısından da büyük bir zenginliğe sahiptir. Halkbilim alanındaki araştırma ve yayınlarıyla tanınan Ahmet Baha’ya ait, 1930 yılında basılan “Safranbolu’da Yörük Düğünleri” adlı kitap önemli bir kaynak oluşturmaktadır. Bu kitaptan, Yörük’ün ve Safranbolu’nun tanıtılmasında büyük katkıları olan Ali Rıza BAYKAL da, büyük ölçüde yararlandığını, aşağıda değinilecek olan kendi kitabında bildirmektedir.

Author: admin
• Cumartesi, Ocak 10th, 2009

SAFRANBOLU VE YÖRÜK KÖYÜ
Yörük, Safranbolu’nun yanında ve onunla birlikte anılan tarihsel
evleriyle ünlü bir yerleşim yeridir. Sayın Oktay EKiNCi, bir yazısına, “Kayı boyundan
Karakeçili aşiretinin yarattığı bir mimarlık kültürü ve yaşam müzesi Yörük’teki
medeniyet” başlığını koymuş ve bu yazısına aşağıdaki paragrafla başlamıştır.
“Osmanlı’dan bu yana Türkmenler’e karşı hep yukarıdan bakan, sözde
kentli ama özde sonradan görme anlayışın yaygın söylemlerinden biri de şudur: (Yörük ne bilir bayramı / Lak lak içer ayranı…)
Bu sözün de aslında tarihten gelen bir çekememezlik
ürünü olduğunu görebilmek için, Yörük Köyü’nü ziyaret etmek yetiyor…”

Bu görüşe şöyle bir açıklamayla katkıda bulunmak gerekmektedir. Yörük köyü’nde varolan somut ya da soyut kültürel varlıklar,
sanıldığının aksine, göçebe ya da kırsal bir yaşamın ürünü olmayıp, kentsel bir
kültürün ve özellikle 200 yıla yaklaşan bir dönem içinde, istanbul görgü ve yaşamını
özümsemiş bir halkın değer yargılarını yansıtır. Adı köy olsa da, evlerinin yanı sıra,
halkının sosyal, kültürel ve ekonomik düzeyi açısından Yörük, kent ölçeğindedir.
Ahmet Baha tarafından yazılan, 1934 baskılı (“İstanbul Etnoğrafyası, Bartınlılar Safranbolulular” adlı kitaptan)

Safranbolu köylerinden iş bulmak ve özellikle fırınlarda çalışmak için İstanbul’a gidenler arasında Yörük’lülerin önemli bir ağırlığı olduğu öğrenilmektedir. Bu arada, aynı kitapta istanbul Ekmekçiler Cemiyeti’nin 1929 tarihli istatistiklerine göre, Kadıköy, Üsküdar, Boğaziçi Anadolu yakası ve Bakırköy yöreleri dışında, İstanbul’daki 123 ekmekçi, 80 simitçi ve börekçi fırınının yarısının Safranbolulular, dörtte birinin Trabzonlular ile Rizeliler ve diğer
dörtte birinin de Arnavutlar ile Rumlar tarafından işletildiği bildirilmektedir.
Ayrıca, yine aynı kitapta Safranbolu köylerinden İstanbul’a gidişi
düzenleyen İstanbul’da yerle ik ailelerin “Çeyrekoğulları”, “Muratoğulları”,
“Garipağaoğulları”, “Kaymakçıoğulları”, “ispaoğulları” ve “Afatoğulları” olduğu;
bunlardan ilk dört ailenin Yörüklü olup; Çeyrekoğulları’nın Karaköy’deki ünlü börekçi
fırınının sahibi bulunduğu ve Yörüklü bu dört ailenin çok zengin oldukları ve
Kaymakçıoğlu’nun, “Kaymakçıoğlu Yörük Köyü’nün yarısı / Konarı’dan Kurbacıoğlu
dayısı” denilerek türkülere konu edildiği de özellikle belirtilmektedir.
Kitabın yazarı, kişisel araştırmalarına göre, Safranbolu
köylerinden ve bu arada Yörük’ten İstanbul’a göçlerin, Sultan Abdülaziz
(19.yüzyılın ortaları)
zamanından başlayarak, zaman içinde yoğunluk kazanmış bulunduğuna da
özellikle değinmektedir. Safranbolu’dan İstanbul’a gelenlerin genellikle ekmekçilik ve
börekçilik dışında şekercilik sanatını meslek edindiklerinden de söz edilmekte; bu
arada çok ilginçtir, yazar yine araştırmalarına göre, 1934’te İstanbul’da 500’den fazla
Safranbolulu kayıkçı bulunduğunu; bunların yazın kayıkçılık yapıp, sonbaharda
kayığı satarak memlekete, çiftin çubuğun başına döndüklerini de bildirmektedir! Bu
açıklamaların ışığında hiç kuşkusuz, u sonuca ulaşılacaktır: Yörük’ün kültürel
zenginliği, İstanbul kaynaklıdır ve Yörük köyü, sanki İstanbul’un Kadıköy ‘ü gibidir.

Sayaç
Webmaster Berat & Veli Turkey Eğitim haberleri sosyal bilgiler sosyal bilgiler sosyal bilgiler sanal atlasınız evdeki dershane Eğitim Linkleri Köy Kahvesi bep planı Sinema İzle Thinkquest türkiye internet reklamcılığı Altın ve Döviz Kurları Veli Kuzu cam - evden eve nakliyat - msn Zirve100 Site istatistikleri
Zirve100 Site ekle